22 Nisan 2012 Pazar

nokta(.)


hayal kırıklıkları beklenmedik zamanlarda gelir hep. lakin kalbimdeki küller hala sıcak, fazla uzaklaşmış olamazsın. arayıp bulduğumuz mu daha değerlidir, yoksa birden karşımıza çıkan mı? Derdim hep. sen, birden karşıma çıkmıştın, bir çocuk gibi, evcilik oynayacaktık beraber, sen tek başına yolculuğu seçtin. söz, ayrılmayacağım senden, hep sarılacağız demiştim. Yaşamak, kibarca kovulmak gibiydi. yaşasın istemedin, düşen duygularıma bir de ben vurdum. biliyorum, yazım yanlışıydı bizim kaderimiz.  Gerçekleri görebilmek için bildiklerimi unutmalıydım.
Başkasıyla mutluysan, mutsuzum diyordum.
Bu aşkın sözleri çok anlamlıydı sevgilim, keşke anlayabilseydin, Sen de severdin.
Canımı sıksan suyunu çıkarıyordun ve hava o kadar soğuk davranıyordu ki yağmura, bembeyaz kırılmışlıklarını birer birer döküyordu üstümüze
Senin gibi, yaşımı küçültürsem, yasımı da küçültür müydüm?
Sen gittin, arkandan su dökmeye ellerim varmadı, ama gözlerim çok inatçı
Bir çanak anten yalnızlığındayım, sadece bozulduğumda el atıyorlar.
Bil istedim,
Hayatla ciddi düşünmüyorum sevgilim, sadece yatıp kalkıyorum, o kadar.

tren

Sana neyi hatırlattığını bilmediğim bir kazak giyiyordum ve sen her zamankinden daha soğuktun. ‘Dur, gitme! henüz tren gelmedi’ demek bile seni geri döndürmeyecekti bir daha geri gelmeyeceğin yolculuktan. Ben seninle el ele tutuşuyordum, sen benimle el ete. Bilmiyordun ne demek olduğunu el vermenin. Senin için bir manası yoktu. Doldurulması gereken saçma zaman aralıklarında buluşurduk seninle, bazen de el sallardın. İşte tam da bu dakikada sana neyi hatırlattığını bilmediğim bir kazak giyiyordum ve sen her zamankinden daha soğuktun. Bir hevesti sana gelmek, sana el vermek.  Kazara giydiğim kazaklar, kazalara yol açıyor onarılması güç kalbimde. Ve sen el sallıyorsun kapı aralıklarından. Aralık soğuk, kazak giymek lazım, sana neyi hatırlattığını bilmesem de ve el sallıyorsun bana, henüz tren gelmese de.